June 24, 2026
Medium ve Benzer Platformlarla Beraber Abonelik Servislerini Bırakıyorum
Herkese selamlar,

By Hakan ÇEVİK
10 min read
Yaklaşık 6.5 yıl civarı Medium yazarlığımı bırakıyorum ve bunun temel nedenlerini anlatmaya çalışacağım biraz uzun bir yazı olacak.
Yeni bloguma buradan ulaşabilirsiniz yazılarımın çoğunu buraya taşıdım: https://cybermachine.mataroa.blog/
Peki bunu neden yapıyorum, açıkçası bunun nedeni Medium gibi platformların "Venture Capital" yani girişim sermayeleri ve varlık fonu gibi şirketler tarafından dolaylı olarak veya doğrudan fonlanması ya da desteklenmesinden kaynaklıdır. Ben ise artık abonelik servislerini iptal ettim ve blog gibi çalışmalarımı sergileyeceğim yerlerde fonlanma durumunun VC'ler ve benzer fon sahiplerinin kim olduğuna bakarak karar veriyorum ve uyuşmayan varsa alternatiflere bakıyorum.
Peki bu VC'ler ve varlık fonları tarafından fonlanmak her zaman iyi bir şey değil mi? Aslında iyi bir şey değil, çünkü işin özünde çok farklı mantık var.
Şayet bağımsız bir kuruluş değilse arkasında bir varlık fonu veya girişim sermayesi fonu varsa ki genelde bunlar aynı kapılara çıkar çoğu popüler bildiğimiz teknoloji, sağlık, gıda, ulaşım, otomotiv ve benzer sektörler bu yapılardan kredi veya fon desteği alırlar.
Peki ne karşılığında? Bu fonların belli kredilendirme skorları mevcuttur bu skorlara uymak zorundalar yoksa hayatta kalamazlar.
Örneğin cinsiyet hakları, LGBT hakları, sürdürülebilirlik, ölçeklenebilirlik, sorumlu üretim gibi gibi çok fazla madde sayabiliriz. Hani Haziran ayı geldiğinde çoğu şirket amblemini globalde gökkuşağına boyar ya işte bu LGBT haklarından değildir. WEF'in 2030 ajandası için bir göndermedir.
Haziran ayları yazın geldiğini temsil eder ve yıl içerisinde aslında ekonominin biraz daha sakin ve yavaş geçeceğini işaret eden bir aydır. Nedeniyse okullar tatildedir para turizme, otelcilik sektörüne, ulaşıma, gıdaya harcanır biraz daha fazla olarak ancak diğer sektörlere genelde daha az para akabilmektedir tabii ki olağanüstü şartlarda durum değişkenlik gösterebilmektedir pandemi veya savaş gibi.
Şirketlerde bu sebepten her yaz geldiğinde WEF'in gökkuşağı renklerine atıfta bulunmak için 1 ay boyunca o amblemlerini o renklere boyarlar. Bunu piyasada pride month adı altında yaparlar ancak işin aslı sadece kredi skorlarını yüksek tutabilmek için bunu yaparlar.
ESG credit rating olarak araştırabilirsiniz.
https://www.blackrock.com/us/financial-professionals/tools/esg-methodology
Mesela X firimasının Afganistanda olan şubesi normal amblem kullanırken ABD tarafında olan amblem genelde gökkuşağı rengindedir.
Yani olay aslında ne cinsiyet eşitliği ne sürdürülebilirlik aslında ekonomik olarak düşünülmüş ve kontrol mekanizması ile ilerleyen şirketleri aslında kendi ararlında bir mobbinge sokma girişimidir.
Eğer bu fonlardan destek alan herhangi bir şirket istenilenleri yapmazsa hayatta kalacak parayı bulamaz ve batmaya başlar.
Bu gökkuşağı renklerinin aslında ne anlama geldiğini şuralardan inceleyebilirsiniz:
THE 17 GOALS | Sustainable Development The 2030 Agenda for Sustainable Development, adopted by all United Nations Member States in 2015, provides a shared…
https://www.un.org/sustainabledevelopment/wp-content/uploads/2023/09/E_SDG_Guidelines_Sep20238.pdf
Strategic Intelligence | World Economic Forum Strategic insights and contextual intelligence from the World Economic Forum. Explore and monitor the issues and forces…
Peki Listelerde dikkatinizi çeken bir şey var mı? Hep halkların eşitsizliğini, gıda sorununu çözmeyi ve geri dönüşüm odaklı teknoloji üretimi gibi konularda bir anlatım olduğunu görüyoruz.
Ancak şu bir gerçek, teknoloji ilerledikçe üretilen ürünlerin çoğu geri dönüştürülme oranı ne yazık ki düşük. Yani siz gidip bir telefon, bilgisayar gibi ekipmanlar aldığınızda bunların geri dönüşüm oranları oldukça düşük.
Çünkü tasarımları gereği onarımı çok zor hale getirilerek tasarlanıyorlar. Normal şartlarda sürdürülebilirlikten bahsediyorsak onarımı kolay ve yedek parçası bol ürünler üretilir ancak bu realitede oldukça başarısız halde.
Keza gıda sorunu, çevre kirliliği ve iklim krizi denilen konularda aslında bir nevi suni olarak oluşturulan olaylardır. Çevre gerçekten umurlarında olsaydı, tamir edilmesi kolay ve çevreyi az kirleten teknolojik ürünlere ağırlık verilirdi.
Bir ekran kartı üretiliyor ancak bu ekran kartının VRAM bozulunca çip bulamıyorsunuz koca kart çöp haline geliyor.
Elektrikli araba üretiyorsunuz, ancak batarya aşındıkça batarya değişim ücreti çok yükseltiliyor yeni araba almak daha cazip hale getiriliyor.
Mülksüzleştirme
Evet gelelim mülksüzleştirme konusuna, bunları yapanlar zaten sizin ne ailenizin olmasını, ne evinizin ne de arabanızın olmasını istiyorlar. Xaas modeli yani her şey servis modeli ile insanlara her şeyi sunmayı hedefliyorlar bazıları diyebilir ki bu özünde iyi bir şey değil mi?
Aslında değil, çünkü sizin mahremiyetiniz olmayacak, sahipliğiniz olmayacak kişisel fikirlerinizin anlamı olmayacak çünkü öncesinde birisi sizin hayatınız için aslında karar vermiş olacak. Bu aslında "teknolojik cumhuriyet" yani tekno feodalizmin tohumlarını ekmektir.
Yani şöyle düşünün bir yere gitmek için toplu taşıma kullanacaksınız, yemek mi yemek istiyorsunuz? Sentetik yiyecekler yemek zorunda kalacaksınız eğer ayrıcalıklı sınıftan değilseniz, evinizin size ait olmaması sebebiyle aniden evden gönderilebilirsiniz.
Dünya vatandaşlığı maaşı gibi komik ödeneklerle insanları öldürmeyecek ama süründürecek cinsten ödeneklerle yardım yapılması planlanıyor.
https://www.weforum.org/stories/2020/04/covid-19-universal-basic-income-social-inequality/
Bunları CBDC'ler yani merkezi bankaların çıkaracağı dijital coinler üzerinden yapmayı hedefliyorlar.
Nijerya'da bundan 1–2 sene önce bunun ilk denemeleri yapıldı ve insanlar Bitcoine kaçtı. Çünkü CBDC'ler aslında Bitcoin gibi kripto paraların mantığını alıp tamamen belli güç odaklarına hizmet edecek şekilde insanların gün içerisinde ne kadar harcayacağına kadar karışan bir sistem.
eNaira fiyasko ile sonuçlanınca halk Bitcoin ve diğer kripto varlıklara yöneldi yasak olmasına rağmen gizli olarak. Resmi belgelerde bunu çok göremezsiniz çünkü halk bunu zaten gizli olarak yapıyor.
Zamanla bunun gibi CBDC varlıkları yaygınlaşıp tüm Dünya üzerinde kullanılması hedeflenmekte.
Robot Ekonomisi ve Gelecek Felaket
Şimdi size hatırlarsanız yukarıda sürdürebilirlikten bahsetmiştim değil mi bu kişiler çevre ve iklim krizi ile ilgileniyorlar demiştim. Paket transferleri, inşa süreçleri ve birçok alanda robotları kullanacağız.
Peki bunların veri saklaması, bozulan parçaların geri dönüşümü, steril ortam ile steril olmayan ortam arasında yıpranma payları, enerji kaynaklarının kısıtlı olması, siber güvenlik alanında kolay manipüle edilebilir hedefler olmaları.
Yani şöyle düşünün lityum ion veya sodyum temelli bataryalar kullanacaksınız bunların tedariği coğrafi krizlerle tamamen sekteye uğrayabilir illa doğal afet olmasına gerek yok ülkeler arası anlaşmazlık bile olabilir ki ortaya çıkacak atıklar içme suları ve deniz sularını da tehdit edecek hale gelecektir orta uzun vadede.
Yani Çernobil gibi patlamamış ama onun kadar belki ondan daha fazla zararı verecek bir olayın tetiklenmesi söz konusu.
Ayrıca bunun askeri taraf için kullanımı var oraya girmedim bile, bu illa skynet gibi olacak ayaklanacaklar bize saldıracaklar değil. İnsanların yönettiği makineler ile ciddi savaş suçları işlenip topu AI'a bile atabilirler hatayı insan yapmadı AI yaptı diyebilirler bu da aslında makul inkar edilebilirlik için bir zemindir.
Ayrıca insanların bir şeyi olmayacaksa bir şeyler için çalışmayacaklarsa ne için yaşayacaklar? Aileleri yok, hatta sosyal olarak partnerleri bile geçici yani everythin as a service modelinde olacak insan veya robot olsun.
Yani ortada EQ tamamen bitmiş bir toplum bizi bekliyor olacak. EQ çok mu önemli diyecek olanlar olacaktır, önemlidir. Bugün bir hayvana, ağaca, kadına veya erkeğe duygusal anlamda bir bağ kurabiliyorsak bu EQ sayesindedir.
Annemize veya babamıza bu sayede bağ kurarız, saygı duyarız veya duymayız değişkenlik gösterebilir fakat insan sosyal bir canlıdır ve özünde bağ kurmak ister.
Sahiplikte aslında bağ kurmakla beraber hareket eder. Çünkü bir insan sahip olduğu değerlere ve şeylere bağlıdır.
Global Finansal Mimari ve Güvenin İnşası (1944)
Uluslararası sistemde güvenin tesis edilmesi, tarihin en kapsamlı makro-sosyal mühendislik faaliyetlerinden biridir. 1944 yılında kurulan Bretton Woods sistemi, küresel ekonomi için yeni bir güven mimarisi oluşturmuştur. Amerika Birleşik Devletleri, doların altına endekslendiği bir model sunarak devletlerin rezervlerini merkezi bir yapıda toplamasını sağladı. Ancak zaman içerisinde para basımı ile oluşan enflasyonist etkiler ve 1971'deki sistem değişikliği, fiziksel değerlerin yerini tamamen itibari değerlere bırakmasına neden oldu.
Bu ekonomik dönüşümün kökleri, 1933 yılındaki 6102 sayılı başkanlık kararnamesine kadar uzanmaktadır. Halkın altın varlıklarının devlet kontrolüne geçmesini sağlayan bu süreç, toplumsal bir değerin merkezi bir otorite tarafından yönetilmesine dair kritik bir deneyimdir. Bugün gelinen noktada ekonomik araçlar, sadece birer ticaret vasıtası değil; stratejik bir kontrol ve yönlendirme mekanizması olarak işlev görmektedir.
Dijital Çağa Geçiş 1970'den Erken 2000 ve Sonrasına
1970'li yıllarda televizyon ve radyo ile başlayan kitlesel iletişim, kişisel bilgisayarların yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Bu dönemde geliştirilen PROMIS yazılımı, başlangıçta hukuk sisteminde veri yönetimi için tasarlanmış olsa da zamanla veri izleme ve analiz kapasitesi nedeniyle stratejik bir önem kazanmıştır. Donanım ve yazılım katmanlarına yerleştirilen analitik araçlar, modern gözetim teknolojilerinin temelini oluşturmuştur. İddialara göre ABD adalet bakanlığı tarafından bir casus yazılıma çevirilmiştir.
Günümüzde bu izlenebilirlik, sadece ağ protokollerinde değil; yazıcılar gibi fiziksel çevre birimlerinde de mevcuttur. Renkli lazer yazıcıların Machine Identification Code (MIC) adı verilen bir yöntemle her çıktıya mikroskobik sarı noktalar bırakması, anonimlik kavramının teknik olarak nasıl sınırlandırıldığının somut bir örneğidir. Bu durum, dijital verinin fiziksel dünyada dahi bir parmak izi bıraktığını kanıtlamaktadır.
Bu dönemde geliştirilmeye başlanan ve bugün Pegasus gibi modern casus yazılımların atası kabul edilen PROMIS, Inslaw tarafından başlangıçta savcılar için bir dosya takip ve metin işleme yazılımı olarak üretilmiştir. Ancak bu yazılımın asıl önemi, teknik altyapısına yerleştirildiği iddia edilen arka kapılardır. Masum bir verimlilik aracından, stratejik bir gözetim aracına dönüştürüldüğü öne sürülen bu teknoloji; bankalardan havalimanlarına, deniz taşımacılığından e-ticaret sistemlerine hatta mobil telefonlara kadar geniş bir ağın temeline iddialara göre yerleşmiştir.
Sosyal Medya'da Algoritmik Profilleme ve Toplum Mühendisliği
İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte forum kültüründen sosyal medya platformlarına geçiş, bireyleri daha analiz edilebilir bir yapıya taşımıştır. Bu platformlar sadece birer iletişim aracı değil; veri madenciliği ve kullanıcı profilleme merkezleridir. Toplum mühendisliği disiplini, bu verileri kullanarak kitlelerin davranış biçimlerini izlemek, analiz etmek ve uzun vadede stratejik yönlendirmeler yapmak üzerine kuruludur.
Bu süreçte üç temel yaklaşım öne çıkar:
- Kişisel çıkarlar doğrultusunda bireyi ikna etmeye odaklanan manipülasyon teknikleri.
- Güven ve bilgi eksikliğini kullanarak sistemlere sızmayı amaçlayan sosyal mühendislik yöntemleri.
- Kitlelerin değer yargılarını ve toplumsal tepkilerini algoritmalar aracılığıyla şekillendiren toplum mühendisliği faaliyetleri.
Bilişsel Güvenlik ve Sosyo-Psikolojik Etkiler
Toplum mühendisliğinin asıl oyun alanı teknik kodlar değil, doğrudan insan zihninin bilişsel kapasitesi ve üretim enerjisidir. Bugün şahit olduğumuz dijital bağımlılık dalgası ve küresel ölçekte artan klinik buhranlar, sadece bireysel birer sağlık meselesi değildir; bunlar toplumsal savunma mekanizmalarını içten zayıflatan stratejik risk faktörleridir.
İşsizlik, eğitimdeki standart sapmalar ve değer erozyonu gibi unsurlar, bireyi kendi potansiyelinden kopararak pasif bir konuma sürükler. Siber güvenlik literatüründe insanı sadece en zayıf halka olarak gören anlayış, burada çok daha makro bir amaca hizmet eder: Bir toplumun toplam entelektüel sermayesini ve inovasyon momentumunu yavaşlatmak. Kolektif dikkatimizi verimsiz alanlara hapseden bu dolaylı strateji, aslında potansiyel rakiplerin gelişimini durdurmaya yönelik kapsamlı bir bilişsel engelleme ve fakirleştirme operasyonudur. Amaç depresif insan sayısını arttırmak ve kontrol etmektir.
Bu sistemde zihinsel olarak yorgun, aidiyet duygusunu yitirmiş ve kendi değerini sorgulayan bir profil oluşturmak temel hedeftir. Çünkü bilişsel bütünlüğünü ve direncini kaybetmiş kitleler, sosyal mühendislik operasyonları ve algoritmik kontrol mekanizmaları için en savunmasız hedeflere dönüşürler.
Dünya genelinde artan antidepresan gibi ilaçların kullanım oranının artması aslında depresif insan sayısında olan artışı da göstermektedir. Depresiflik aynı zamanda hedonizm'i de besler. Ne kadar bağımlıysanız o kadar fazla manipüle edilirsiniz.
İnsanların global ölçekte özellikle genç kesimin suça ve illegal yollardan kolay para kazanması, siber zorbalık, taciz ve hatta bağımlılık yapıcı maddeleri kullanmaları ve fuhuş batağına saplanmaları bunlarla bağlantılıdır.
Depresyon yayılıyor, ilaç tüketimi artıyor!| Haberler Antidepresan kullanımı 2014'ten 2024'e 39 milyon kutudan 65 milyon kutuya yükseldi. Türkiye Psikiyatri Derneği Medya…
Sonuç olarak; zihinsel berraklığımızı korumak ve dijital dünyanın sunduğu manipülatif döngülerden sıyrılmak, modern çağın en kritik savunma becerisidir. Bu makro sistemlerin çalışma mantığını kavramak sadece teknik bir uzmanlık değil; aynı zamanda profesyonel bir duruş ve siber farkındalık meselesidir. Kendini geliştiren, zihinsel zırhını sağlam tutan ve üretimden kopmayan her birey, bu devasa toplum mühendisliği satrancında en güçlü savunma hattını oluşturur.
Snowden ve "Root" Yetkisinin Vicdanla İmtihanı
Edward Snowden, ABD'de devlet geleneği olan bir aileden gelen, sistemin tam kalbinde yetişmiş bir isimdi. Akademik eğitim düzeyi klasik mühendislik kalıplarında olmasa da 11 Eylül saldırıları sonrası değişen istihbarat paradigması, diplomadan ziyade "uygulama ve saha yetkinliğine" odaklanmıştı. Bu yeni dönemde NSA ve CIA gibi yapılar, dijital dünyayı en dipten (low-level) kavrayan zihinleri bünyelerine katarak "Sistem Yöneticisi" yetkileriyle donattılar.
Bu durum, siber güvenlikte "Privileged Access" (Ayrıcalıklı Erişim) kavramının ne kadar kritik olduğunu kanıtlar niteliktedir. Snowden, bir teknisyen olarak sistemin kılcal damarlarında dolaşırken, sadece teknik kodları değil; o kodların toplumsal etkilerini de görme fırsatı buldu.
PRISM: Bir Gözetim Programından Ötesi
İnsanlık, Snowden'ın 2013 yılında sızdırdığı belgelerle birlikte PRISM programının varlığından haberdar oldu. Bu program, sosyal medyanın sadece bir "iletişim aracı" değil, aynı zamanda küresel ölçekte bir etiketleme ve veri madenciliği sahası olduğunu tescilledi.
- Veri Madenciliği ve Profilleme: PRISM, büyük teknoloji devlerinin sunucularına doğrudan (veya dolaylı protokollerle) erişim sağlayarak, kullanıcıların dijital ayak izlerini birer "istihbarat objesi" haline getiriyordu.
- Toplum Mühendisliği Bağlantısı: Serimizin önceki bölümünde bahsettiğimiz algoritmik yönlendirmeler, PRISM gibi devasa veri havuzlarından beslenerek kitlelerin eğilimlerini analiz etme ve tahminleme kapasitesine ulaştı.
Güven Mimarisinin Çöküşü
Snowden'ın yaptığı ifşaatlar, aslında dijital dünyadaki "Mutlak Güven" illüzyonunu parçaladı. Bir "Insider Threat" (İç Tehdit) vakası olarak Snowden; en gelişmiş şifreleme yöntemlerinin ve en katı fiziksel güvenlik önlemlerinin bile, bir bireyin teknik becerisi ve etik sorgulaması karşısında ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi.
Bu süreç, siber güvenliğin sadece dışarıdan gelecek saldırılara karşı olmadığını; aynı zamanda sistemin içindeki "insan faktörünü" ve "etik sınırları" yönetmek olduğunu tüm dünyaya hatırlattı.
İddialar ve Teoriler
İstihbarat Paradoksu: Sızıntı mı, Operasyon mu?
Snowden ve Assange gibi figürler etrafında dönen en büyük tartışma, bu kişilerin bireysel bir etik tercihle mi hareket ettikleri yoksa büyük güçler arasındaki birer "stratejik asset" (varlık) mı olduklarıdır. İstihbarat dünyasında hiçbir hamle tek boyutlu değildir ve Snowden vakası bu durumun en karmaşık örneğidir.
1. Rusya ve Çin Arasındaki Stratejik Tercih
Snowden'ın Hong Kong'dan ayrılırken neden Rusya'yı tercih ettiği, bugün hala analiz edilen bir konudur. Julian Assange'ın Snowden'a yaptığı "Rusya'ya git" tavsiyesi, sadece bir sığınma talebi değil; jeopolitik bir hamle olarak okunabilir. Rusya, ABD'nin gözetim kapasitesini deşifre eden bir ismi "koruma" altına alarak, Batı'nın siber hegemonyasına karşı önemli bir manivela elde etmiştir.
2. Teknoloji Transferi ve PROMIS'in Mirası
PROMIS gibi 70'lerde başlayan arka kapılı yazılım geleneklerinin Snowden sızıntılarıyla nasıl bir evrim geçirdiği büyük bir merak konusudur. İddialar, Snowden'ın sızdırdığı belgelerin sadece PRISM'i ifşa etmekle kalmadığını; aynı zamanda Batı'nın siber savunma ve saldırı algoritmalarının "mavi kopyalarını" (blueprints) Doğu blokuna taşımış olabileceğini öne sürmektedir. Bu, teknik bir casusluktan ziyade, bir "Bilişsel ve Teknolojik Güç Dengesi" değişimidir.
3. John McAfee ve "Dead Man's Switch" (Ölü Adam Anahtarı)
John McAfee'nin ölümü ile Snowden belgeleri arasında kurulan köprü, siber güvenlik dünyasındaki "şifrelenmiş veri depolama" ve "otomatik sızıntı mekanizmaları" (dead man's switch) kavramlarını gündeme taşır. McAfee'nin elinde olduğu iddia edilen ve hükümetleri sarsacağı söylenen 31 terabaytlık verinin akıbeti, siber dünyanın en büyük gizemlerinden biri olarak kalmaya devam etmektedir. Bu durum, bilginin bir "silah" olarak nasıl depolandığını ve kişilerin ötesine geçen bir "dijital tehdit" haline nasıl getirildiğini göstermektedir. Bu belgelerin Covid pandemisi, epstein dosyaları ve daha birçok olayla bağlantılı olduğu iddia edilmektedir.
Son Sözler
Unutmayın, bugün size interneti sağlayan devletlerdir. Regülasyonları sağlayanlar devletlerdir. Devlet gerektiğinde silah kullanma becerisine gerektiğinde baskı yapma kapasitesine sahiptir. Bu Dünya üzerinde olan tüm ülkeler için geçerlidir.
Serinin 2. bölümünde olayların ne kadar derin ve rahatsız edici boyuta ulaştığını ele aldık. Sosyal mühendisliği ve manipülasyonu neden sevmediğimi şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur umarım. Kullanacaksam bile genelde birini korumak veya kendimi savunma amaçlı kullandığım oluyor.
Çünkü bunun bir sonu yok. Mikro ölçekli başlayan hareket makro tarafa taşınabiliyor veya tam tersi.
Psikoloji önemlidir. Ben bu yolda kendimi korumak için çoğu sosyal medya uygulamasını kapattım. İlaç kullanmıyorum ve bir bağımlılığım yok. Ne alkol ne sigara.
Sigaranın içinde nikotin vardır, bu insanı zamanla bağımlı yapar sonunda ise içmediğinizde huzursuz ve öfkeli olursunuz. Türkiye'de çoğu kişinin aslında huzursuz olma sebeplerinden birisi de budur.
Aynı sebeplerden bu trilyon dolar fonlara para gitmesini kendi cebimden kestim bunun yerine artık mehmetçik vakfı gibi vakıflara bütçem el verdiği kadar yardım yapmayı hedefliyorum. Premium abonelik servislerine 120–200 veya daha ucuz meblağlar ödüyoruz belki ancak bu düzen bu şekilde kazanıyor zaten. İnsanlar hissizleşiyor ve daha kötüsü canavarlaşıyor.
İnsanı insan yapan değerler öldüğünde o insan mıdır? Yoksa insan görünümlü bir robot mudur?
Mediumu bırakma sebebimde aslında bu fonlardan dolaylı olarak veya doğrudan destek almasıdır. Bu sadece Medium ile sınırlı kalmayacak siber güvenlik odaklı eğitim veren kurumların, IT tarafında eğitim veren kurumların fonlanmasının bağımsız mı yoksa bu tip yapılar tarafından mı fonlandığını araştırarak karar vereceğim.
Benim ömrüm kısıtlı ve kısıtlı hayatımda kararlarımı ben alırım, benim ekonomik olarak aile kurmamı, hayatımı inşa etmemi ve bir şeylere sahip olmamı engelleyenlere daha fazla ne analitik veri olarak ne de parasal anlamda bir desteğim olacak.
Kendinize iyi bakın, sağlığınıza ve sevdiklerinize dikkat edin. Sağlıcakla kalın.