Ego nedir? Nerede başlar, nerede biter? Bu yazıda egonun tanımını yapmak gibi bir derdim yok. Hepimizde az ya da çok var; kontrol edilemediğinde başımıza işler açabiliyor. Bazı insanlar da ego kontrolü konusunda gerçekten berbatlar.
Hikâyemiz 2010'lu yıllarda geçiyor. Bir firma finansal planlama projesi yaptırmış. Fakat bu tip projelerin en büyük tuzaklarından birine düşmüş: "Madem bu kadar güçlü bir araçla çalışacağız, haydi çok detaylı bir planlama modeli kuralım." Sonuç; hantal bir yapı olunca, zamanla kullanmayı bırakmışlar. Oysa temel bakış açısı şu olmalı: Ne demiş büyüğümüz Eisenhower: "Planlar hiçbir şeydir; ama planlama her şeydir." Önemli olan tek seferlik, ayrıntılı bir plan yapmak değil; değişen parametreler ışığında hızlı ve sürekli güncel planlar üretebilmek.
Konumuza dönelim. Bu sefer akıllandıklarını söylüyorlar. Ellerinde hâlâ lisanslar olduğu için projeyi daha makul detayda yeniden yapmak niyetindeler. Her şey hazır; danışmanlık bütçesi onaylanmış. Biz vendor olarak "Bu firmayla çalışabilirsiniz" diyeceğiz, tanışılacak ve kısa bir kapsam analizi sonrası projeye başlanacak.
Bir firmayı öneriyoruz. Kapsam analizi için firma bir danışman gönderiyor: X. X ile bir-iki gün kapsam üzerinde çalışıyorlar. Toplantının sonuna benim de katılmam isteniyor. Hayırlısı deyip gidiyorum. Toplantı odasına girdiğimde ilk fark ettiğim şey X'in gözleri. X'in gözlerinin feri kaçmış, boş bakıyor. Firmanın finans müdürü anlattıkça anlatıyor; X kendinden geçmiş gibi. Gözleri açık uyuyor bile olabilir. Havasız, penceresiz bir odada sabahtan beri çalışıyorlar. Ara veriliyor. Finans müdürünü eskiden tanıyorum, yanıma geliyor: "Gökhan, bu adam bir şey anlamıyor sanırım" diyor. Ben de, "Yok, onun tarzı öyle; gayet iyi bir danışman, anlıyordur," diye gazlıyorum. O sırada önümüzden omuzları düşük şekilde X geçiyor; bitkisel hayatta olduğu çok açık.
Neyse, daha sonra kapsam çıkarılıyor. Son bir toplantıda tekrar bir araya geliniyor. Yanımda yabancı yöneticim var. X'in yanında o gün ilk kez gördüğüm Bayan Y oturuyor. Projeyi yapacak firmanın CFO'su da toplantıda.
Toplantı çoğu zaman türkçe arada ingilizce ilerliyor. CFO Hanım soruyor: "Ben danışmanlara çok önem veririm. Danışman olarak projeye kimler gelecek?"
Y cevaplıyor: "Tabii ki size X Bey'i göndereceğim; iki danışmanım daha var ve size bir de proje yöneticisi atayacağım." CFO: "Bu kadar gün proje yöneticisi koymuşsunuz; onun gününü azaltın, yerine bir danışman daha gönderin,"diyor. Aslında haklı; proje yönetim ofisi kısmı bayağı şişirilmiş.
Y soruya cevap vermek yerine sazı alıp coşuyor, kendi danışmanlık ve proje tecrübelerinden bahsetmeye başlıyor. CFO sonunda dayanamayıp araya giriyor: "İyi ya, madem bu kadar tecrübelisiniz, o zaman siz de mutlaka bu projede yer alın."
Y bunu hakaret gibi algılıyor. "Sanırım beni anlamadınız, ben projelerde olamam!" diyor; "İsterseniz şirketimizin hiyerarşisini tahtada çizeyim." Burada duralım. İçimden "Bu saftirik ne yapmaya çalışıyor, senin şirket hiyerarşini kim ne yapsın" diyorum. Müdahale etmem lazım ama nedense anın akışındayım ve en fazla ne kadar saçmalayabilir izlemek istiyorum.
Başlıyor çizmeye: "En tepede CEO var, ben onun altındayım; ve tabii ki projelerde yer almıyorum. Benim altımda principal consultant var; onun altında senior consultant'lar var…" Bir not düşeyim: Bunların hepsi hikâye. Sonradan öğrendiğime göre firmada o dönem bayağı bir ayrılan olmuş ve birer ay arayla üç kişi almışlar. Üçü de aşağı yukarı aynı deneyime sahip. İlk giren Y müdür olmuş, ikinci giren Principal, en son da bizim X girmiş.
CFO: "Durun, durun. Peki X Bey ne?"
Y: "X Bey Senior Consultant."
CFO: "E o zaman bize principal gönderin; niye senior gönderiyorsunuz?"
Y — "Ulan ben kendimi böyle bir çıkmazın içine niye soktum?" diye içinden geçiriyor mu bilmem — ama devreleri yanıyor ve muhteşem cevabını veriyor: "İyi ama benim bir tane principal danışmanım var; o da projede. Asla gelemez. Nasıl yapsak? Ama X Bey senior gibi değil ki. 'Aşırı Senior' — hatta principal gibi senior"
Yabancı yöneticim Türkçe bilmese de toplantının çok saçma yerlere gittiğini fark ediyor. Artık araya girip enkazı toparlamam için hafifçe dizime vuruyor. Toparlamaya çalışıyoruz. CFO Hanım'a, "Biz kendi aramızda değerlendirelim, eminim principal da bu projeye gelecek; hatta Y Hanım'ı da bir şekilde projeye dahil ederiz," diyoruz. Fakat toplantı sonrası CFO çok net: "Bizi çoluk çocukla uğraştırmayın, başka firma getirseniz iyi olur." Koca proje, Y yüzünden firmasının elinden kayıp gidiyor. Başka bir danışman firma ile ilerleniyor.
Y'ye ne mi oldu? O günden sonra ufak bir kulağı çekilmiş olabilir fakat uzun vadede "aşırı" egosu ve zekâsı ile eminim iyi yerlere gelmiştir. Ama biliyorum, siz esas X'i merak ediyorsunuz. X, danışmanlığı bırakıp satış tarafına geçti. İnanır mısınız, o hayata küsmüş, bön bakışlar gitti, cin gibi bakan, gözleri gülen bir adama dönüştü. Takip edebildiğim kadarıyla gayet başarılı da oldu. Her iş, her insan için uygun olmayabilir; bunu ne kadar erken fark ederseniz, kariyer değişikliğini o kadar kolay yaparsınız — ve muhtemelen daha mutlu bir hayatınız olur. Boş ve kontrol edemediğiniz bir egonuz mu var? Sizin için üzgünüm, geçmiş olsun.