Bir Twitter hesabı, sabah saatlerinde Berkin Elvan soruşturmasını da yürüten Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz'ın başına silah dayalı bir fotoğraf yayınladı. 10.36'da başladığı duyurulan eylemde, DHKC örgütü üyeleri taleplerinin yerine getirilmesi için 15.36'ya kadar süre verdi. Arabulucu talebinin yerine getirilmesinin ardından eylemciler, verdikleri süreyi uzattı.

Taleplerini müzakereci polislere ileten DHKC'lilerin, arabuluculuk için talep ettiği isimler arasında yer alan İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal'ın da adliyeye gelmesinin ardından, müzakereci avukatlar ve polislerin de katılımıyla görüşmeler başladı. Müzakereler 20:36'ya kadar sürdü.

Müzakerelere katılan kadın avukatın iddiasına göre örgüt üyeleri müzakerecilerden, emniyet müdürünün de dahil olduğu bir açıklama yapılmasını istediler. 20:36'da daha içeride görüşmeler devam ederken polis operasyon başlattı. Daha sonra Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu'nun başarılı diye lanse ettikleri operasyondan sağ kurtulan olmadı. Polisin bu operasyonun ardından birçok soru hala tartışma konusu.

Savcının rehine alındığı andan özel harekât polislerinin savcının odasına girdiği ana kadar adliyede bulunan Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şube Başkanı Avukat Gökmen Yeşil ile bir röportaj gerçekleştirdik ve yaşan tüm bu olaylara dair onun gözlemlerini almak istedik.

"Devlet yeni bir katliam yaptı ve devlet yetkilileri savcı beyi yaşatmak için gerçek, doğru, samimi hiç bir adım atmadı"

Berkin Elvan dosyasına bakan savcı Mehmet Selim Kiraz'ın Çağlayan Adliyesi'ndeki odasında rehin alınması ve özel harekât polislerinin yaptığı operasyon sonucu DHKC'liler ve savcı yaşamını yitirdi. Siz de o gün, ÇHD İstanbul Şube Başkanı olarak oradaydınız. Basının görmediği ancak sizin gördüğünüz ne var? O gün orada olanları bir de siz anlatır mısınız?

Aslında o anlarda, sosyal medya üzerinden, yalan veya yanlış o kadar çok bilgi aktarıldı ki, basın neredeyse her şeyi gördü. Ancak tabii bunların biraz sadeleştirilip düzeltilmesi gerekiyor.

Biz, hem günlük olağan işlerimiz, hem de Gazi Mahallesi'nde yine Berkin Elvan gibi sol kulak arkasından gaz fişeği ile vurulan Deniç Genç adlı çocuk için devlet yetkilileri ve fail polisler hakkında şuç duyurusunda bulunmak üzere adliyedeydik. Olayı duyduktan sonra adliye içerisinde bulunan İstanbul Barosu birimine geçtik. Bir süre sonra kendisini başsavcı vekili olarak tanıtan bir kişi geldi ve eylemcilerin, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve bir avukatın yer alacağı bir müzakere heyeti istediğini belirterek bir avukat arkadaşımızı olayın olduğu 6. kata davet etti. Ben de ÇHD İstanbul Şube Başkanı olarak avukat arkadaşımızı yalnız bırakmamak için kendisine eşlik ettim.

Mesela burada ilk bilgi yanlışlığını düzeltmek lazım; ben olay yerinde ÇHD'yi temsilen yer almadım ve müzakere heyeti içerisinde de yoktum. Neticede 6. katta bulunan bir odaya çıktık. Bu oda savcının rehin tutulduğu odaya çok yakındı. Polis bize eylemcilerin koridorda yürürken güvenlik kamerasından çekilmiş bir fotoğrafını gösterdi. İki genç, sivil elbiselerle, bir şeyler konuşarak koridorda yürüyorlardı. Burada da resmi ağızlardan dile getirilen "avukat cüppesi ile içeri girdiler" açıklamasını çok net yalan olduğunu ifade etmek gerekiyor.

"Onlar sadece katillerin açıklanmasını istedi. Ancak orada bulunan devlet yetkililerinin tek refleksi 'devlet taviz vermez' tavrıydı"

Bir süre sonra Baro Başkanı'nın gelmesi ve Sezgin Tanrıkulu'nun gelmeyeceğinin anlaşılması üzerine Baro Başkanı Ümit Kocasakal dahil üç avukat eşliğinde görüşmelere başlandı. Maalesef orada, savcı ve iki gencin hayatını düşünen, üç insanın da sağ çıkmasını arzulayan sadece avukatlardı. Polis ekipleri zaten "görev" gereği oradaydılar ve esas olarak operasyon hazırlığı içerisindeydiler. Savcının cenazesine koşturan birçok kişi ve meslektaşları, savcı beyin hayata tutunması için ellerini uzatmadılar.

Müzakereler, sanırım akşam 20.40'a kadar sürdü. Biz uzun bir süre müzakere odasının yanındaydık ama akşam saatlerinde 6. kat boşaltıldı ve biz de aşağı indik, yukarıda sadece müzakere heyeti kaldı. Bir aşamadan sonra müzakerelerin asıl düğümlendiği nokta Berkin Elvan'ı öldüren polislerin açıklanması idi. Eylemciler, aslında devletin zaten yapması gereken şeyi istiyorlardı, ancak orada bulunan devlet yetkililerinin tek refleksi "devlet taviz vermez" sığlığındaydı. Tabii, hal içerisinde aniden silah sesleri geldi; bir kaç silah sesinin üzerine önce bir bomba sesi, daha sonra uzun süre otomatik silahlarla tarama, daha sonra tekrar bir bomba sesi ve tekrar silah sesleri. Yani devlet "taviz vermiyoruz" diyerek bir çocuğun katillerini korumak için bir savcı ve iki genci öldürdü. Evet bu, devletin yeni bir katliamıydı ve yetkililer savcı beyi yaşatmak için gerçek, doğru, samimi hiç bir adım atmadı.

"Avukatlara saldırmaktaki asıl amaç; avukatın çantasını aramak değil insanlarımızı devlet şiddeti ve haksızlıklar karşısında çırıl çıplak bırakmaktır"

Hükümet, eylemcilerin adliyeye girmesi ve savcıyı rehin alması olayını avukatlara bağlamaya çalışıyor. Açıkçası bütün avukatlar zan altında. Avukatların bir kazanımı sonucu elde edilen haklar, mesela kart gösterip girme, x-ray cihazına girmeden içeri girme gibi kazanılmış haklar hükumet müdahalesi ile elden alınabilir. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Az önce de ifade ettiğim gibi, eylemcilerin avukat olduğu, cüpbe ile içeri girdikleri gibi söylemler tümüyle yalan ve manipülasyon amacı taşıyor. Evet, bilinçli olarak avukatları hedef gösteriyorlar. Avukatların zaten üst araması gibi bir ayrıcalığa ihtiyaçları yok. Avukatlar, müvekkilleri adına iş yapıyorlar ve bu nedelerle yasalar avukatların üst ve çanta aramasını bir kurala bağlamış. Hükümetin, bu söylemlerle temel olarak iki hedefi var: Birincisi devlet, savcı dahil üç kişinin katlinden sorumludur, bu sansasyonel ve yönlendirici haberlerle dikkatleri başka bir noktaya çekmek istiyorlar. İkincisi, Türkiye'de güçlü bir avukat pratiği ve örgütlülüğü var. Hükümet bu saldırıyla, bu örgütlülüğü dağıtmak, avukatları sindirmek ve işçileri, yoksulları, hakkı gasp edileni, ezilen toplumsal kesimleri savunmasız bırakmak istiyor. Yani asıl amaç, avukatın çantasını aramak değil insanlarımızı devlet şiddeti ve haksızlıklar karşısında çırıl çıplak bırakmaktır.

"Devlet taviz vermemek adına küçük bir azınlığın çıkarını korumaya, bunu yaparken de çocuklar dahil, her itiraz edeni öldürmeye çalışıyor. İşte o tavrın son katliamı Çağlayan'dır"

Gezi davaları başta olmak üzere,- Berkin Elvan davası da dahil- hiç bir davadan 'adalet' çıkmıyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devlet gerçek yüzünü gösteriyor. Örneğin; Rize, Balıkesir, Isparta, Nevşehir, Muş derin bir yoksulluk içerisinde. Bu şehirleri rastgele seçtim –ki ülkenin tamamı bu halde. Halklarımızın % 80'i asgari ücret düzeyinde yaşarken beri yanda başkanlık sarayları ve ondan daha büyük "adliye sarayları" yükseliyor. Yoksulluk içerisinde kıvranan insanlarımız kıpırdanıp zincirlerini hissettiğinde, devlet çıplak şiddetle, açık devlet terörü ile cevap verdi. Ve aynı devlet, "taviz vermemek" adına trafikte bile itiraz eden sıradan yurttaşa sokakta işkence yaptı, işkenceci polisi korudu, yolsuzluk yapanı, "Ankarayı parsel parsel satanı", Rızaları, Bakanları, Berkinlerin — Ceylanların katillerini, Roboski canilerini korudu. Bunların hepsi devletin bekası içindi ve devlet hiç bir şekilde "taviz vermek istemiyordu." Devlet taviz vermemek adına her geçen gün daralan bir şekilde küçük bir azınlığın çıkarını korumaya, bunu yaparken de çocuklar dahil, her itiraz edeni öldürmeye çalışıyor. İşte o tavrın son katliamı Çağlayan oldu.